6 Kasım günü, Magnum üyesi İran’lı fotografçı ABBAS Fotograf Vakfında, bizimleydi. Kendisiyle, Geniş Açı’dan Serdar’ın davetiyle geldiği Saydam Günleri’nin son gösterilerinden birinde, Jülide Gamze Çeçen’in “Öte-ki” gösterisinden önce, karşılaşıp tanıştık. Gösteriyi beklerken fuayede Türkçe fotograf kitaplarını ilgi ile inceledi ve çevresiyle hemen sıcak ilişkiler kurdu. Gösteri bitiminde Julide ile konuşarak görüşlerini aktardı. Taksim’e doğru dönerken Türk fotografçılarla tanışmak ve fotograflarını görmek istediğini belirtti. 6 Kasım’da Vakıf’ta toplanmaya karar verdik.

Vakfı tanıtan kısa bir sunumun ardından Gencer Yurttaş’ın, Tolga Sezgin’in, Coşkun Aşar’ın, Julide Çeçen’in, Mustafa Özünal’ın, Ahmet Polat’ın gösterileri izlendi. Daha sonra masa etrafında toplanılarak Coşkun’un, Tolga’nın, Kerem’in, Altan’ın, Serra’nın, baskıları incelendi. İsteği üzerine digital görüntülerin de küçük baskıları (Vakfın üstün teknik donanımı (!) ve yaratıcı elemanları sayesinde) alınıvermişti.

Söyleşi ve değerlendirme oldukça samimi bir havada geçti. Hep kendisi konuşmak istemediğini, karşı görüş ve katkıları da beklediğini, bir diyalog oluşması dilediğini belirterek söze başladı, (aynı kelimelerle olmasa da) özetle aşağıdaki konulara değindi.

ŞU EDİTÖRLÜK MESELESİ

Şimdiye kadar gördüğüm fotografların teknik kalitelerine söyleyecek sözüm yok, beni rahatsız eden teknik eksiklikler görmedim, hepsi mükemmel diyebileceğim özellikteler, pekçok yabancı fotografçının işleriyle karşılaştırılabilirler. Ben çok daha farklı birşeyden bahsederek başlamak istiyorum. Bu fotograflar toplamı ile ne yapmak istiyorsuz? Seçtiğiniz bir konu var, onu anlatmak istiyorsunuz. Bu konuyu en güçlü şekilde nasıl anlatacaksınız ? Bu, fotografların seçimi (editörlük) meselesidir. Tek tek güzel olan bir yığın fotografla bunu yapamazsınız. Burada sunulan işlerin hepsinin ortak problemi budur. Niçin çok sayıda fotograf ? Niçin tekrarlara gerek duyuyorsunuz, aynı konuyu içeren birden fazla fotografa gerek yok. Kuvvetli bir kareniz var, yanına onun başka açıdan çekilen bir varyasyonunu da katarak anlatımı güçlendireceğinizi düşünüyorsunuz. Bu bir yanılgıdır. Birden fazla benzer fotograf konuyu güçlendirmez, tam tersine zayıflatır. En güçlü karenizi seçin.

Fotografları elemek, evet, zor bir iştir. Çünkü hepimiz çektiğimiz her kareye bir türlü bağlıyızdır. Özellikle beğendiğimiz birden fazla kareden sadece bir tanesini bırakacak şekilde bir eleme yapmak bazen çok zor olabilir. Ama kuvvetli bir anlatım için bunu yapmamız gerekir.

Ben nasıl çalışıyorum? Benim çalışmamın üç aşaması var; birincisi çekim aşaması. Bu aşamada bütün geçmiş birikimim, teknik yeteneklerim, günümde olup olmamam ve benzeri etkiler altında karelerimi belirliyorum. Diyelim ki birbuçuk aylık bir çalışma yaptım. Bu yaklaşık olarak 150 kaset civarında film demektir. İkinci aşamada bu filmlerin kontak baskılarının alınması ve buradan fotografların seçilmesi gelir. Bu iş iki üç günümü alabilir. Muhtemelen 45-50 fotograf seçmiş olurum. Daha sonra seçilen fotografların 13x18 cm boyutlu baskıları yapılır. Üçüncü aşamada bu fotograflar arasından seçim yapmak vardır. Uzun bir masa üzerine bunları dizerim, üzerinde düşünür sıralarım, bazılarının çıkarır, bazılarını eklerim. Bu fotograflar masanın üzerinde günlerce durur, bugün beğendiğimi yarın çıkarabilirim, akşam çıkardığımı sabah eklerim. Onları bir bütün olarak gözümün önünde bulundururum. Seçimim çok farklı etkenlere bağlı olduğundan uzun süre önemlidir. Sonuçta fotograf sayısı 12-15’e iner. O iş benim için tamamlanmıştır.

Edit yaparken neleri dikkate alırım ? Biçim ve içerik olarak en güçlü fotografların yer almasını isterim. Ayrıca, bir araya getirdiğim fotografların ortak bir havasının olmasını arzu ederim. Bu ortak havaya uymayan fotografı dışarı çıkarmaktan çekinmem. Ortak havayı bazen renk birliği bile oluşturabilir.

Seçtiğim fotografların bir sıraya konulması, bir sergi açacaksam veya bir kitap hazırlıyorsam önemlidir. Dergilere sattığım işlerde bunu yapamıyorum, onlar bildikleri gibi (genellikle en kötü şekilde) sıralıyorlar.

Tekrar edecek olursak, konunun en güçlü bir şekilde anlatılması için fotografların edit edilmesi çok önemli, fazla sayıda fotograftan kaçının; ne kadar az, o kadar güçlü !

21 mm : TEMBELLERİN OBJEKTİFİ

Geniş açı objektiflerin gençler arasında yaygın olarak kullanıldığını görüyorum. Bu objektiflerin şu sakıncaları var. Ön plandaki konu gereğinden fazla büyüyor, deforme oluyor. Örneğin rakı bardağı tutan şu elin bu kadar büyük olması gerekli mi? Neyi, niye güçlendiriyoruz? Geniş açının bir diğer sakıncası gereğinden çok unsuru kadrajın içine doldurmasındadır. Çoğu kez, aslında çok güçlü olabilecek bir düzenleme, diğer unsurların varlığı nedeniyle ortadan kaybolur. Halbuki 50 mm ile veya 35 mm ile konunuzu daha yalın olarak seçebilir ve düzenleyebilirsiniz. Daha güçlü fotograflar oluşturabilirsiniz. Gençler geniş açıyı niye tercih ediyor? Tembelliklerinden. Tak 21 mm’yi, herşey kadrajın içinde, ne rahat ! Ben verdiğim seminerlerin çoğunda öğrencilerin geniş açı objektiflerine el koyuyorum. Gözünüzü normal açılı objektifle terbiye edin, sonra geniş açı kullanımına geçin. Geniş açı, kullanımı ve kontrolu zor bir objektiftir. Özellikle kadraja giren çizgilerin deformasyonu önemlidir ve kontrol edilmelidir. Geniş açının bir ustası Eugene Richards’tır..Onun fotograflarını bu gözle inceleyin. Ben geniş açı kullanmıyor değilim, ama normal ve 35 mm’yi çoğunlukla tercih ediyorum. Kapalı ve dar mekanlarda elbette geniş kullanımı gerekli, ancak biraz önce bahsettiğimiz sakıncaları dikkate alarak.

ÖZ-BİÇİM İLİŞKİSİ ÜZERİNE

Öz-biçim meselesine, fotografların edit edilmesinde seçim kriteri olarak da değinmiştim. Fotografçı olarak karşılaştığımız açmazlardan birisidir. Diyelim ki çok dramatik/trajik bir olayla karşı karşıyayız. Onu, hemen, gözü kapalı fotograflayıp geçecek miyiz, yoksa biraz etrafında dolanıp en güçlü açıyı-kompozisyonu arayacak mıyız? Ben ikinciyi tercih ediyorum. Eğer karşımdaki konuyu anlatamaya değer bulduysam, fotografçı olarak benim sorumluluğum bunu en güçlü şekilde yapmayı gerektirir ki fotografım geniş kitlelere ulaşşın ve kalıcı olsun. Bu nedenle her durumda fotografın biçimsel ögelerini gözardı etmemek gerekir. Bazen, dramatik bir konuyu estetize ettiğimiz yolunda eleştiriler alırız. Bu biçimsel ögeleri geri plana itmemize yol açmamalı. Unutmamalı ki güçlü bir öz tek başına fotografı güçlü yapmaz. Biçimin abartılması ise bizleri başka yönlere götürür, çoğunlukla öz’den uzaklaştırır. Elbetteki bu bir kişisel tercih meselesidir, gene sizin kültürel geri planınıza, deneyiminize, yaklaşım ve amacınıza bağlıdır. Ancak, iyi ve kalıcı fotograflara baktığınızda hepsinde öz’ün en uygun biçimle buluştuğunu görürsünüz.

Çoğu kez iyi niyetimiz ve duygusal bağlılığımız fotograf için bir problem oluşturur. Seçtiğimiz konuya olan sempatimiz, biçimden feragat etmemize de, edit ederken güçsüz fotograflara yer vermemize de neden olmamalı. Bunu yenmeliyiz.

IŞIKLA YAZMAK, IŞIKLA ÇİZMEK

Bildiğiniz gibi fotograf, Yunanca ‘ışık-photon’ ve ‘yazı-graphis’ kelimelerinin birleşimiyle oluşmuş bir kelime. Ben kendimi bir tür yazar gibi görüyorum, fotografla birşeyler anlatmaya, yazmaya çalışıyorum. Bu nedenle gerek sergilerimde gerek kitaplarımda benim fotograflarımın bir sırası vardır, her fotograf bir öncesi ve bir sonrasıyla bağlantılıdır. Elbette ki tek başlarına da ‘fotograf’tırlar ama aynı zamanda bir bütünün de parçasıdırlar. Bu nedenle kendimi fotografla yazan bir yazar olarak görüyorum. Bazı fotografçılar ise tıpkı ressamlar gibi ışıkla resim yaparlar. Her fotograf tek başına okunur, hikayesi içindedir. Bu tür fotografçılar için en iyi örnek Henry Cartier Bresson’dur. Her karesini bir ressam gibi oluşturur. Onun kitaplarına baktığınızda, fotograflarının arasında estetik değerlerin ortaklığı dışında bir bağlantı bulmanız beklenmez. Böyle bir şeye gerek duymaz. Bu, bir kişisel seçim ve uslup meselesidir. (K.C)