Parisle ilk olarak ne zaman gittiniz?
- Uzun yıllar Parise gitmeyi reddettim. Çünkü abartılı biçimde turistik bir yer olarak lanse ediliyordu. Ben seyahat etmeyi, turist olarak gidip, orada yaşıyormuşum gibiye dönüştürebiliyorsam seviyorum. Turist gidip turist gelmeyi sevmiyorum. Bir yolculuğumda Fastan dönerken Parise geldim. Şehirde İlk gördüğüm yer Place dItalieydi. Fransızca öğrenirken okuduğumuz ders kitaplarından biliyordum. 30lu yaşlarımda Parise sık sık gitmeye başladım ve bu kenti seviyorum dedim kendi kendime.
Sonra neden sevdiniz?
- Benim için bir kentte müzeler değil insanlar ve insanların yaşadığı alanlar önemlidir. Bu anlamda Paris, Budapeşte ve Kahire ile birlikte beni en çok etkileyen üç kentten biri. Parisi sevmeye sokaklarında yürüyerek başladım. İnceliklere önem veririm, zarafeti, ince dokuları hissettiğim bir kent Paris.
Sokaklarında sizi çeken neydi?
- Sokakların en çok tuhaf saatlerdeki hallerini sevdim. Örneğin günün ilk ışıklarında çöpçüler sokakları yıkarken, insanlar yollarda işe koştururkenki halleri. Bressonun anlattığı gibi gece halleri. Gündüzken bile gece olarak hayal edilebilen bir kent Paris. Seine Nehri kıyısında, Saint Germaini baştan sona kat eden yolda sürekli yürüyorum. Hatta taşlar toplayıp buradaki arkadaşlarıma getiriyorum.
Nerede kalıyorsunuz?
- Şimdiye kadar hep Hotel pas de Calaiste kalıyordum. Çok memnun kaldım, ortamı çok güzel. Ancak bir sonraki gidişimde Montparnassetaki Hotel Istrada kalacağım. Hotel Istra şair Aragon ve Elsanın kaldığı otel.
BİT PAZARLARI VE ÇİÇEKÇİLER HARİKA
Pariste güne nasıl başlıyorsunuz?
- Çok erken. Yorgun değilsem çöpçülerle sokak yürüyüşüne çıkarım. Kentin uyanmaya başladığı halleri seyrederim. Köprülerin ışıklarının Seine nehrinde yaptığı yansıma büyüleyicidir. Özellikle sonbaharda daha temizlenmemiş yapraklara basarak yürürüm. Sonra döner uyurum.
En etkilendiğiniz yerler nereleri?
- Pariste en çok Montparnasse ve Saint Germainden etkilendim. Saint Germain demek, Paris ve sanat demek. Pek çok sanat galerisi var. Le Selectte kahvemi içmeyi, Rodinin Balzac heykelini seviyorum. Cafe de Flore ve Les Deux Magots çok ünlü kafeler. Bir zamanların ünlü düşünürlerinin, edebiyatçılarının oturduğu, düşündüğü, bir şeyler ürettiği, yaşama bir kanıt bulduğu yerlerde gezinmek çok farklı. Bir de Lüksemburg Bahçesine gidilebilir. Her Parislinin yaşamında Lüksemburg Bahçesi mutlaka varmış, öyle diyorlar. İnsanlar çimlerin üzerinde güneşleniyor, kitap okuyor. Bir de tabii güneşin batışını seyrediyorlar. Ayrıca Rue Campagne Premiereden çok etkilendim.
Nasıl bir sokak Rue Campagne Premiere?
- Kahveler ve lokantalar var. O kadar kendi halinde bir güzelliği var ki, herkes orayı olağan biçimde yaşıyor. Her yer fotoğraf ve resim sergileriyle dolu. Benim gittiğim bir gün cambaz gösterisi vardı. Saat 16.00 civarı herkes çakırkeyif olmuştu... gramofonla şarkı söyleyenler, bira ve şaraplarını tokuşturanlar, ortalarda koşuşan çocuklar, garip garip bakan turistler; kısacası sakin bir cümbüş yaşanıyordu.
Alışveriş için önerebileceğiniz yerler var mı?
- Ben fazla alışveriş yapmayı sevmem. Paris sokaklarında da İstanbuldan farklı giyinenlere rastlamadım açıkçası. Butikler çok güzel. Bazı butiklerin vitrininde kitaplar vardı. Hatta 11 Eylülle ilgili bir kitabı bir butiğin vitrininde görüp aldım. Alışveriş yapmasam da bit pazarlarını görmek istedim. Porte de Clignancourta gitmemi tavsiye ettiler. Mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Çoraptan en tuhaf biblolara, masalardan dantellere kadar her şeyi bulabileceğiniz bir yer. Çok büyük bir alan, satıcılar genellikle Afrikalı.
Seine Nehrinin Paris için önemi sizce ne?
- Öncelikle Seine kıyısındaki La Cite mutlaka görülmeli. Binbir çeşit çiçeğin bulunduğu La Citeden uzun süre ayrılamadım. Batobus denilen teknelerle Seine turu yaptım. Louvredan Champs Elyseesye, Notre Damedan Saint Germaine kadar olan bölgeyi nehirden gezdim. Çok romantik bir şey değil ama şehre sudan bakmak çok güzel. Parisli Seine ile soluk alıyor, Seine ona yaşamı hatırlatıyor, işinden alıkoyuyor.
Fransızların bir gün İngilizce konuşabilmelerini umuyorum
Oğlumla Euro Disneye gittik. Fransızlar kesinlikle İngilizce konuşmuyorlar. Ben de yarım Fransızcamla idare etmeye çalışıyorum. Tren bileti almak için gişedeki görevliye elimle iki işareti yaparak Deux (Fransızca iki) Eurodisneyland dedim. Disneyland dediğim için abartılı hareketlerle anlamadığını söylüyor. Sonunda biri yardımcı oldu. Görevliye Çok açık şekilde iki bilet istiyordedi. Görevli çok samimi bir şekilde İnanmıyorum, anlamadım falan dedi, çok komikti.
Eyfel bana Parisin turistik imajını hatırlattığı için uzun süre gitmedim. Sonunda bir gün gitmek zorunda kaldım ama yukarı çıkmadım. Aşağıdaki çayırlara yatıp uyudum. Çok keyifli bir uykuydu.
